Anadolu’dan: Kahramanmaraş Yöresi

1
81

Dünyada istiklal madalyasına sahip tek il ünvanına sahiptir. Tarihte Hitit devrinde meşhur kumandan “Maraj” tarafından kurulduğu düşünülmektedir. Asurluların “Markasi” ve Romalıların “Germanikya” dedikleri bu şehri İslâm orduları fethedince “Mer’aş” veya “Reaşe”, Türkler fethettikten sonra da “Maraş” denilmiştir. Şehir fay hattında olduğu ve sık sık zelzele olduğundan “Mer’aş” “titreyen yer” denildiği sanılmaktadır. Akdeniz, Doğu ve Güneydoğu bölgelerimizin kesim noktası olduğu için bu üç bölgede de toprakları bulunur. Konumundan dolayı iklim ve kültürel özellikleri üç bölgemizin güzel bir harmanı şeklindedir.
Kurtuluş savaşında halkının esaret altında yaşamaya tahammülü olmadığı, Türklerin vatansız ve bayraksız yaşayamayacağı gibi Müslüman olarak farz olan cuma namazının esaret altında kılınamayacağı “cihad” bilinciyle Ulucami imamı Rıdvan Hoca öncülüğünde Fransız işgaline karşı bir destan yazılmıştır. Hiçbir askeri yardım almadan, askeri teçhizatı olmaksızın, halkının, dönemin en modern silahları ile donatılmış Fransız ordusunu yurdundan çıkarması bölgenin direnişine ve kurtuluşuna öncülük etmesinden dolayı
önemlidir. Türkiye Büyük Millet Meclisi 7 Şubat 1973 târihli kânunla bu başarılarından dolayı ile “Kahramanlık” ünvanı verilerek, şehrin ismi “Kahramanmaraş” olmuştur.
“Maraş’a ekleyebilecek hiçbir şerefim yok, fakat Maraşlı olmaktan gelen bir şeref taşıyorum. Bu şerefi içimde rastgele bir duygu değil, sistemli bir gurur halinde besledim.” diyen Necip Fazıl, Maraş’ı “harikalar vatanı” olarak tanımlar. Necip Fazıl için Maraş “çocukluk günlerinden beri, masalını dinlediği, bir rüya alemini yeryüzüne kabul ve tasdik ettirecek” şehirdir. Sezai Karakoç; “Maraş, çocuk yüreğimin ateş aldığı yerdir.” der ve ekler: “Belki ondan önce rüya alemi gibi bir iç dünyanın sahibiydim. Derinliğe aday bir dünya. Bu Maraş’ta alev aldı.” Kahramanmaraş bir duygu menbâsıdır… Yetiştirdiği şair, yazar ve tarihçiler arasında; Karacaoğlan, Mükrimin Halil Yinanç, Necip Fazıl Kısakürek, Bahattin Karakoç, Abdürrahim Karakoç, Hayati Vasfi Taşyürek, Erdem Beyazıt, Rasim Özdenören, Nuri Pakdil, Cahit Zarifoğlu, Aşık Mahzuni Şerif, Vehbi Vakkasoğlu ve daha sayamadığımız bir çok değerli insanımız bulunmaktadır.

Üstadımız “Sakarya nehri” gibi coşmuş, demir parmaklıkların ardından, “zindan” karanlığından haykırmıştır. Nuri Pakdil bu haykırışını belki daha“sükunet” içerisin- de yapmıştır, ancak sesini insanlığa ulaştırmıştır. Cahit Zarifoğlu “ismiyle müsemma, zarif bir yankı” bırakmıştır edebiyat dünyasında. Erdem Bayazıt soylu bir buse kondurmuş edebiyat dünyasının alnına. Rasim Özdenören, kelimeleriyle adeta ilmek ilmek örmüştür “Maraş nakışı” gibi. Yakın bir geçmişte kaybettiğimiz Abdürra- him Karakoç Ağabeyimiz de, “Kahramanmaraş toprağının dobra dobralığını” yansıtır. Ahmet Taşgetiren Maraş’ın deli poyrazında bizlere “Sığınak” olur. “Sanatla başladı yurdumuzda yabancılaşma, yine sanatla kalkacağız ayağa” Nuri Pakdil Kahramanmaraş şair yatağıdır denilebilir. Ancak, yalnızca bu şehirde doğup da büyüyenler ya da aslen o şehre ait olanlar anlaşılmamalıdır. Bir vesile ile Kahramanmaraş’a yolu düşüp de kalanlar da bu şair yatağından paylarını almışlar, akan edebiyat nehrinden doya doya içmişlerdir. Sezai Karakoç ve Akif İnan bu tanımlamaya örnek olabilecek şairlerimizdir. Bu iki edebiyat ustası, Kahramanmaraşlı olmasalar da, bir müddet orada ikamet etmişlerdir. Bu nedenle Kahramanmaraşlı sayılmışlardır. Çoğu kimse bu iki edebi şah- siyeti Kahramanmaraşlı olarak bilmektedir.

İç alemin ölçüsüz zenginliği var,

Yok gösteriş onda, ruh zenginliği var,

İçmekte maraş pınarbaşından kevser,

Nurlar dağıtan bir de güvercinliği var
(Arif Nihat Asya)
Kahramanmaraş Doğu’da Gaziantep, Adıyaman; Kuzey- doğu’da Malatya; Kuzey’de Sivas; Güneybatı’da Kayseri; Batı’da Adana ve Güney’de, Osmaniye illeri ile komşudur. Ahır Dağı eteklerine kurulu şehir engebeli yapıdadır. İklim olarak Akdeniz iklimi görülmekle birlikte kuzeylere doğru sert olmayan Karasal iklim görülmektedir. Bu geçiş bölgesinde bulunması yaylalarının ve doğal güzelliklerinin fazla olma- sını açıklamaktadır.
Yöresel yemekleri baharatın bol miktarda kullanıldığı ve unutulması çok zor lezzetlerdir. Bunlar; Tirşik çorbası, Ekşiliaya sulusu, Mumbar, İçli köfte, Döğme pilavı, Tarhana ve adları şehir ile bütünleşmiş kırmızı biber ve dondurmasıdır.

 

Bilal Yıldırım

1 YORUM

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here