Nemelazım Be Kardeşim

0
102

Meşhur bir hikaye vardır ya hani Kanuni Sultan Süleyman ile süt kardeşi Yahya Efendi arasında. Şöyledir o hikaye:
Kanuni Sultan Süleyman, devletini olabilecek en yüksek seviyelere çıkarır; ama, “Günün birinde Osmanoğulları da inişe geçer, çökmeye yüz tutar mı?” diye de zaman zaman düşünür…
Birçok meselede olduğu gibi, bu endişe edilecek düşüncesini süt kardeşi meşhur alim Yahya Efendi’ye açmaya karar verir. Keşfine, kerametine inandığı Yahya Efendi’ye el yazısıyla bir mektup gönderir: “Sen ilahi sırlara vakıfsın. Kerem eyle de, bizi aydınlat. Bir devlet hangi halde çöker? Osmanoğulları’nın akıbeti nasıl olur? Bir gün olur da izmihlâle uğrar mı?” diye özetler endişesini. Devrin kudretli sultanı Muhteşem Süleyman’dan gelen bu mektubu okuyan Yahya Efendi’nin cevabı ise gayet kısadır:
“Nemelâzım be Sultanım!” Yahya Efendi hakikaten zaman üstü ibretlik bir ders vermiştir bize. Zaten kendisi keramet sahibi bir zat olduğu için hem geleceği görmüş hem de iyi tahlil etmiş meseleyi. Günümüzün en vahim sorunlarından biridir ‘nemelazımcılık’. Bu zamanda ‘bireyselleşme’ adı altında egoistleşme hatta narsistik bir kişiliğe bürünmeye kadar varır nemelazımcılık. Çünkü temelinde yatan problem ‘ben tok olayım başkası açlıktan ölse banane’ düşüncesi vardır. Yalnızca kendini düşünme vardır. Bu tür insanlar sadece kendi nefsini kendi gamını düşünür gayrın onların yanında kıymeti harbiyesi yoktur. Bu da sosyal hayatı felç bir düşüncedir. Çünkü insan sosyal bir varlık olduğu için birbirinin yardımına muhtaçtır.
İnsanlar birbirine muhtaç olduğu için birbirlerine maddi ve manevi destek olmak durumundalar. Biz ise insan olmanın da ötesinde Müslüman’ız. Her Müslüman bizim kardeşimizdir. Bizim birbirimize sahip çıkmamız kardeşlik hukukuna riayet etmemiz gerekir. Bence en önemli yardım manevi yardımdır. Müslüman olmamız hasebi ile birbirimizden mesulüz. Bu mesuliyetin farkında olmalıyız. Bediüzzaman’ın çok güzel bir sözü var, der ki: “Kimin himmeti milleti ise o tek başına bir millettir, kimin himmeti yalnız nefsi ise o insan değil”. Bu söz bu zamanda bize hakikaten bir pusula mahiyetinde olmalıdır. Ne- tice itibari ile bu söz Müslümanlar için mühim bir ders niteliğindedir.
Biraz daha geriye dönüp bu dinin asıl sahiplerine yani sahabelere bakacak olursak zaten onlar hayatları ile bize muhteşem dersler vermektedirler. Hayatlarını insanlığa adayan bu cihanbahâ zatlar hayatın her yönüyle Asr-ı Saadeti yaşamışlar. Tebliğde ve İ’layı Kelimetullahda da en ön safta yine onlar varlar. Sayıları 120 bini aşkın bu zatlardan sadece 8-10 bininin kabirleri Arabistan’da geriye kalan 110 bini aşkın sahabe efendilerimiz hep gurbette Allah’ın davasını sırtlayıp her türlü meşakkete katlanıp canlarını Canana feda etmişler. Kimisi Hindistan kimisi Horasan kimisi Afrika kimisi de Anadolu’da medfunlar. Hakikaten nasıl bir dinin tâbileri olduğumuzu nasıl saff-ı evvellere sahip olduğumuzu bilmeliyiz. Yine bir savaşta harbin dehşeti ve şiddeti içinde iken su dağıtılıyor. Hangi sahabeye su götürülse kardeşini kendisine tercih etmiş, çok susuz olduğu halde suyu içmemişlerdir. Bunlar bizim için elmas kıymetinde düsturlar. Bu mühim düsturlar hayatımıza rehber olmalılar.
Bunları söylemek, konuşmak veyahut bilmek kolay asıl iş yaşamakta. Hakikaten bunlar hayatın en mühim meseleleri. Bize en çok lazım olan eksiklerimizden birkaçı. İnsan en çok, zor duruma düştüğü zaman anlar bu hakikatları. Hazret-i Ömer gibi “Eğer Fırat’ın kenarında bir kurt bir kuzuyu yese, hesabı Ömer’den sorulur!” anlayışı bize bu zamanda elzemin de ötesinde bir mahiyette. Tabi hepimizin bu hassasiyeti göstermesi mümkün değil. En azından o niyeti taşımak bile bize büyük fayda sağlayacaktır. Temennimiz nemelazımcılıktan arınıp üzerimizdeki mesuliyetin farkında olabilmek. Ümidvarız inşallah…

Fatih Ağaç

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here