Nuri Pakdil (Söyleşi): Bizler, Yeryüzünün Umut Meşalesiyiz, Umut Elçileriyiz

0
103

Söyleşi: Zeynep Müsemma Demirel

  • Öncelikle, bizi kırmayarak röportaj teklifimizi kabul ettiğiniz için teşekkür ederiz. Biliyorsunuz içinde bulunduğumuz dönem İstanbul’un Fetih haftasını temsil ediyor. Ayasofya’nın da fetihteki rolünü hepimiz biliyoruz. Yeniden bir fetih için gençlere ne gibi tavsiyelerde bulunursunuz?

Nuri Pakdil —  1453‘ün Ayasofya‘ya eklediği hilâl, ağlayan çocuğun gülmeye başlamasıydı : ‘pas‘ın, insanın üzerinden, insanı müteessir etmeden alınmasıydı. Ayasofya’nın 1920’lerden sonra insandan kopartılışını, vicdanımın üzerinde git­tikçe ağırlaşan habis bir kayaya benzetiyorum. Hepimiz, her adım atışta, Ayasofya Camii‘ni düşünmeliyiz.

İki ebedî arkadaştır Sultanahmed‘le Ayasofya.  İstanbul’da,  vapurla Kadıköy’den karşıya geçerken gördüğümüz iki silüet, Ayasofya’nın ve Sultanahmet’in o yüce, ulu, anlamlı, metafizik ve mistik görüntüleri, hepimizi, yeniden bir Fetih inancıyla donatmalı. Böyle tarihsel bir sorumluluğu olan gençlerin kendilerini daima geliştirmelerini tavsiye ediyorum. Çok okumalarını ve daima yeni şeyler öğrenmelerini istiyorum.

 

  • Kudüs’ün de Ayasofya ile benzer bir kaderi var. Her ikisinin de maksadı dışında ve belli engellemeler dahilinde kullanıldığı zamanlardayız. Peki sizce bu ikisini ortak bir paydada buluşturacak olan güç nedir? İzlenecek yol ne olursa ümmeti bir araya toplayacak bu iki güç yeniden hakimiyet kazanmış olur?

Nuri Pakdil — Bugün yeryüzünün neresinde bir cami tutukluysa, bunun acısını yüreğimizde hissetmeliyiz. Özellikle şim­di tutuklu olan Mescidi Aksa’yı ve Ayasofya Camii’ni düşünmeliyiz. Ve sürekli özgürlüğümüzün arayışı içinde olmalıyız.

Ben Türkiye’nin, özellikle Ortadoğu için tartışılmaz önemde bir işlevi olduğunu görüyorum ve gençlerimize de daima umutla bakıyorum. Dünya, tüm yeryüzü eninde sonunda, İslâmi düşünceye doğru, mutlaka evrilecektir. Başka çaresi kalmamıştır. İslâm düşüncesi, hasta dünyayı iyileştirecek tek çaredir. Bizler de, yeryüzünün umut meşalesiyiz, umut elçileriyiz. Bu bilinçle, bu dikkatle, bu heyecanla yaşamalıyız. Özgürlük savaşımına bir kelimeyle bile olsa katkı sağlayanlara, selam olsun.

  • İslâm dünyasında çok fazla kopukluklar yaşanmakta. Tek çatı altında toplanıldığı zamanların özlemi içindeyiz hepimiz. Bu konuda neler söylememek istersiniz?

Nuri Pakdil Bulaşıcı bir hastalık insanın bozulması. Çabuk yayılıyor. Nasıl geçebiliriz bu salgının önüne? Düşünüyor muyuz? İlk şart düşünmektir. Kur’an-ı Kerim’de de ‘Hiç düşünmez misiniz?’ ayeti yer almaktadır.

Gençlerimizden mümkün olduğunca hiç kimseyle tartışmamalarını fakat düşünmelerini ve başkalarını da düşündürmelerini istiyorum. Çünkü bu insanlar o kadar yanlış şartlamalarla parçalanmış durumdalar ki, bunları yumuşaklıkla yapıştırabiliriz birbirlerine.

Şirke teslim olmamış bütün vicdanlar, uluslararası sömürü dü­zenine karşı, uluslararası sömürü düzeninin yurdumuzdaki simgelerine karşı bir cephe oluşturmalıdır. Dikkatini, enerjisini bu karanlıkla savaşa yoğunlaştırmalıdır. Karanlıklar ancak böyle çı­kacaktır aydınlığa.  Şunu da unutmamalıyız : cüz’î kurtuluş yok; kurtuluş: küllî.

  • Gençlere ne tür kitaplar okumalarını tavsiye edersiniz?

Nuri Pakdil Öncelikle kutsal kitabımızı okumalıyız. Kutsal kitabımızı okudukça bilincimiz genişler, evrensel boyutlara ulaşır. Evrensel bir görevle yüklü olduğunu anlar insan.

Batı ve Doğu klasiklerini okumalıyız. Yerli düşünceyi savunan yazarları, Ortadoğulu yazarları, şairleri okumalıyız. Zaten ciddî olarak okumaya başladığımızda yeni yazarlar keşfetmeye kendimizi alıştırmış oluruz. Okumanın bir devrimci için önemi şurada: Kitap okumadan meydan okuyamazsınız.

  • Son olarak Ayasofya hakkındaki düşünceleriniz nelerdir?

Nuri Pakdil Ayasofya, bir gün mutlaka yeniden cami olacaktır. “Ayasofya Camii” demeliyiz her zaman. Zaten Fatih’in vasiyeti, Ayasofya’nın ebedî olarak cami kalmasıdır. Çünkü Ayasofya, fethin simgesidir. İnşallah birgün mutlaka yeniden cami olacaktır. Bu gerçekleşecektir, Ey sevgili, mübarek Ayasofya Camii!

Ayasofya Dergisi

Not: Bu söyleşi Ayasofya Dergisi 18. Sayısında yayınlanmıştır.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here