Şiir ve Medeniyet

0
116

Şiir, medeniyetinin avlusunda büyüyen, geniş bir ufka sahip ve yüksek hayâlleri olan bir çocuktur. Başka bir ifadeyle, medeniyet, şiirin habitatıdır. Deleuze ve Guattari’nin bahsettiği kök-sap modeli gibi düşünürsek; medeniyet, şiirin kökü; çağ, şiirin sapı; şairler de şiirin dalında olgunlaşan meyveler gibidir. Ya da Sezai Karakoç’un ifadesiyle, “Medeniyetin rüyası, rüyanın medeniyeti” olarak şiire bakabiliriz. Şiir, ancak medeniyet gözlüğüyle yönünü güneşe dönüp hakikate bakabilir. Şairler de bu hakikati yüreğinde taşımaya namzet insanlar oldukları sürece, medeniyetin temsilcisi bir şair olarak ileriki zamanlarda anılacaklardır.

Şiirin künhü olarak kabul edebileceğimiz üç önemli sacayağı vardır. Bunlar; medeniyet, çağ ve toplum sacayağıdır. Yaşadığı çağa medeniyetinin bütün imkânlarını sunabilmiş bir toplumun şiiri, gönüllere ihtişam veren şiirdir. Zira Nietzsche, Osmanlı döneminin iki büyük şairi olan Nabi ve Naili şiirleri üzerine çalıştıktan sonra “Şair olamayacağımı gördüm. Mecburen filozof oldum.” demiştir. Nihilist bir filozof olan Nietzsche’ye bunu dedirten, hiç şüphesiz o şiirlerin dimağı billurlaştıran derinliğidir.

Anlam erozyonuna uğramış olan günümüz şiiri, aslına rücû edip kendi öz ülkesine, medeniyetine dönmek zorundadır. Sözgelimi birkaç dize yan yana getirmekle şiir yazılabileceğini sanmak bedbahtlığı, günümüzde şiirle ilgilenen insanların en üzücü hasletlerinden biridir. Turan Koç’un şiirin mahiyetiyle ilgili söylediği, “Fikirle bağ kurulduğu sürece sağlam şiirler ortaya çıkar.” sözü bize bu gerçeği hatırlatmaktadır. Goethe’nin ifadesiyle söylersem, yeni şairler mürekkebe çok su katıyorlar. Daha da üzücü olanı ise kadîm bir medeniyetin temsilcisi olduğunu iddia eden insanların bu hasletin kaygan yolunda emek vermesine rağmen, sürekli patinaj yapmasıdır. Zira İmam Ğazzâli’den mülhem, cevizi kırıp içine temas edemedikçe, gerçek öze ulaşamayacağız.

Alman filozoflarından biri olan Hegel, “Güzel sanatların en üstün ve en zor olanı şiirdir,“ derken, Victor Hugo, şiirin gerilemesinin veya ilerlemesinin mümkün olmayacağından bahseder. Yatay düzlemde bu sözün geçerliliği yüksektir. Yani insan var oldukça, şiir de var olacaktır. Ancak düşey düzlemde ise gerileme veya ilerlemeden bahsedebileceğimizi düşünüyorum. Kelime dağarcığı sınırlı olan, dilin inceliğinin farkında olmayan, şiiri birikim harcıyla karmayan bir toplumun şiirinin elbette gerilediğini yahut geride kaldığını söyleyebiliriz.

Son dönemlerde “Şiir Sokakta” gibi söylemler gırla gidiyor. Oysa şiir sokağa çıkmamalı. Sokağa çıkan şiir, laubali olur, sıradanlaşır. Aynı şekilde şiir, saraya da çıkmamalı; saraya çıkan şiir kibirlenir, nereden geldiğini unutur. Şiir illa bir yere çıkacaksa er meydanına çıkmalıdır. 28 Temmuz 1402 tarihindeki Ankara Savaşı’nda Yıldırım Bayezit ile Timur arasında gerçekleşen şiir kapışması gibi olmalı. Daha net bir şekilde söylemem gerekirse, Peygamber Efendimiz(s.a.v)’in şairlerinden biri olan Hasan Bin Sabit’in bir şiirinde dediği gibi “Bir insan ha aslanın pençesinde paramparça olmuş, ha olmuş şiirimin nişanı.“

Medeniyetin taşıyıcısı olan şiir, iyilikten ve güzellikten yanadır. Medeniyetin şiiri; estetik, nezaket ve nezafet öğeleriyle bezenmiştir. Medeniyetin şiiri, Semerkant, Buhara, İsfahan, İstanbul, İskenderiye, Mekke ve Medine gibidir. Bu şiirin mimarı olan şairin de ülküsü, ideali Şuara sûresinde övülen şairler zümresinden olmaktır. Aliya İzzetbegoviç’in Bosna Hersek işgal altındayken söylediği “Biz onlar gibi yapıp yakamayız, yıkamayız. Çünkü bizi tutan bir kitap var.” sözünde olduğu gibi medeniyetin temsilcisi olan müslüman bir şair, yakmaktan yıkmaktan yana değil; yapıcı ve güzelleştirici olmaktan yanadır. Şerif Mardin’in söylemiyle, “Dil, dindir.” Bu hususta Dücane Cündioğlu’nun güzel bir tespitine değinmek, yerinde olacaktır. Cündioğlu, dünyayı güzelleştirmenin, dünyayı yönetmekten daha zor olduğunu söyler. Buna örnek olarak da Mimar Sinan ve Kanunî Sultan Süleyman’ı verir. Yani Mimar Sinan’ın işinin Sultan Süleyman’dan daha zor olduğunu ifade eder.

Biliyorsunuz, Yunan filozoflarından olan Platon, kendisine ait olan “Devlet” isimli kitabından hareketle, şairleri devletine almayacağını söylüyordu. Gerekçesi ise şairlerin laf söylemleriyle kolaylıkla insanları aldatabileceğine dayanırdı. Bana göre ise bu söylem, sadece şiir yazan insanlar için geçerlidir. Ya da düzeltip söylersem, şiiri araç olarak değil de amaç olarak kullananlar için söz konusudur. Zira yazının bütününde belirttiğim gibi medeniyetin temsilcisi olan bir şair, güzellikten ve iyilikten yanadır. Güzellikten ve iyilikten yana olan insan elbette, insanları aldatmaz. Bununla beraber Fuzûlî’nin “Aldanma ki şair sözüdür, elbette yalandır.” mısraı ilk bakışta şairlere hakaret olarak görünse de hakikati savunan bir insanın yalan söylemeyeceği ortadadır. Peygamber Efendimiz(s.a.v) için meşhur “Su Kasidesi” yazan bilge şairlerden biri olan Fuzûlî de bu gerçeğin muhakkak farkındadır. Şiir ile şair arasında gizli bir sırat köprüsü olmalıdır. Ve şair şiirinin köprüsünden geçmeyi göze almalıdır. Mehmet Âkif’in “Yaşamadığım hiçbir şeyi yazmadım.” sözü şiir ile şair arasında kurulan köprünün en somut ve en anlamlı örneğidir. İslâm medeniyetinin büyük âlim ve mutasavvıflarından biri olan Abdülkâdir Geylâni’nin ”Ben kâğıda bile hiç yalan yazmadım.” sözü de İslâm medeniyetinin temsilcisi olmaya çalışan şairler için bir şiar konumunda olmalıdır. Sezai Karakoç da bu bakımdan şairin sözünü asa-yı Musa’ya, şairin elini ise yedi beyzaya benzetir. Çağımız; yeni Yunus Emreler, Fuzûlîler, Şeyh Galipler, Mehmet Âkifler, Necip Fazıllar, Sezai Karakoçlar… çıkarma çağıdır. Yusuf Kaplan’ın deyişiyle, “Hakikatten süt emen” bir şair nesli çıkarma çağıdır.

Muhammed İkbal’in bahsettiği “Akıl ile kalbi evlendirebilmek” ifadesinden hareketle, medeniyetin şiiri, hem aklın hem de kalbin ürünü olmalıdır. Akıl ile dünyayı ve çağı, kalp ile insanı ve toplumu dolayısı ile medeniyeti anlamaya çalışan bir diyalektiğin sonucudur şiir.
Niyazi-î Misrî, “Eriğin dışı yenir, bu nedenle o zahire; cevizin ise içi yenir, bu da batına tekabül eder,” der. Buradaki zahir akıldadır, batın ise kalptedir.

Bu vesile ile yazımı, Filistinli şairlerden biri olan Mahmut Derviş’in bu güzel sözüyle bitiriyorum: “Bir şiir ne kadar güçlü olursa olsun, asla bir savaş uçağını düşüremez, ama pilotun düşüncelerini etkileyebilir.”

Selâm, muhabbet ve dua ile…

Yusuf Bilâl AYDENİZ

01.05.2017

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here