Vicdanlar Uyuştu, Rakamlar Değişti!

0
101

Yeni bir senenin ilk aylarını daha yeni geçtik sayılır.
Üzerine bolca konuşulan kendi sektörünü kendisi oluşturan bir yılın ilk aylarını.
İyi dilek ve temennilerin havada uçuştuğu bir yılın hemen ertesi.
Hatırlayın(!) 2017’ten beklentiler deyince neler neler istemiyorlardı ki.
Para, aşk, huzur, mutluluk hemen bir kolaycılıkla ağızdan düşen ilk kelimeler.
Aslına bakarsanız bu insanlarda, yeni bir senenin bir şeyi getiremeyeceğini biliyorlardı ama işte n’aparsın tutturulagelmiş bir hastalık idi bu.
Kapitalist dünyanın diye başlayan cümleler kurma niyetinde de değilim bunu baştan söyleyeyim.
Bir Nietzche şiirinde saklıydı belki de meramımız kimbilir:
“Düşün…
Kim üzebilir seni senden başka?
Kim doldurabilir içindeki boşluğu, sen istemezsen?
Kim mutlu edebilir seni, sen hazır değilsen?
Kim yıkar, yıpratır sen izin vermezsen?
Kim sever seni, sen kendini sevmezsen?
Her şey sende başlar, sende biter…
Yeter ki yürekli ol, tükenme, tükenme…”
Yani şair burada diyor ki:
“Kardeşim sen 2017’ten bir şeyler bekliyorsun ama öyle bir dünya yok. Bak 4 ay çooktan geçti bile.”

Nietzche’ye  önyargısı olanlar meramıma kulak asmadı gibi bir his var içimde.
Peki ya Mevlana desem kulak verir misiniz derdime:
“Güzel günler sana gelmez, sen onlara yürüyeceksin.”

*
2016 yılında zulüm gören çocuklar, batının iki yüzlülüğü ve söylenilmesi gereken bazı meselelere değinmek istiyorum müsaadeniz varsa efendim.
Keyfinizi kaçırmak istiyorum.
Zira çoktan kaçması gerekirdi…
İsrail’in, yıllardır abluka altında tuttuğu Gazze’de Filistin Sağlık Bakanlığı’ndan yapılan yazılı açıklamaya göre, İsrail’in 7 Temmuz’dan bu yana düzenlediği saldırılar, 578’i çocuk, 261’i kadın, 102’si yaşlı, 2 bin 145 kişinin yaşamını yitirmesine, çoğu kadın ve çocuk 11 bin 100 kişinin yaralanmasına neden oldu..

Ölen insanlar hakkında sadece rakam olarak ekranlarda yer tutması ne kadar acıysa, geçen bunca zamana karşı somut bir adım atılmaması da inanın o kadar acı.
O günlerde haber ekranlarına gelen savaş görüntüleri hafızalardaki tazeliğini korurken içimizde bir yerler acıyor ve yine bize de yazıklar olsun ki buğzetmekten başka elimizden bir çare gelmiyordu.
Tüm bunlar yaşanırken; Filistin sorununa gerçek bir çözüm arayışına girebilmek için derhal Gazze’yi bombalamayı durdurmalı, ablukayı kaldırmalı diyen Yahudileri de unutmamıştık…
Ki onlar bize insanlığın mezhep, ırk, inanç eksenli bir şey olmadığının yaşayan kanıtları idi.
Onları nasıl unutmadıysak  Tel Aviv sokaklarında “Gazze mezarlıktır.” naraları atanları da unutmamıştık…
Unutmayacaktık da üstelik.
İçimiz bir ayetin sıcaklığı sararken, inancımız daha da katmerleniyordu.
“Gevşeklik göstermeyin, üzüntüye kapılmayın. Eğer inanmışsanız, üstün gelecek olan sizsiniz.”
Şükürler olsun ki üstün gelecek olan en çok da onlar idi. Zulme boyun eğmeyen, birkaç ülke dışında sesini dahi çıkarmayan İslam ülkelerine rağmen haklı bir direnişin temsilcileri idi zira onlar. Bayrak onlarda idi(!) ve onlar bayrağın hakkını veriyorlardı. Biliyorlardı ki bu dava yerde kalmamıştı ve kalmayacaktı da…
Her fırsatta demokrasi ve insan hakları adına ahkam kesen  Batılı devletlerin, İsrail’in Filistin’deki katliamını görmezden geldiğini de unutmamıştık. Ülkemizdeki sanatçıların bu zulme sessiz kalmasını da.
(Haksızlık etmeyeyim Yıldız Tilbe lanet yağdırmıştı twitterdan!! )

Ülkemizdeki sanatçıların zulme sessizliği bir yana  Penelope Cruz, Javier Bardem, yönetmen Pedro Almodovar gibi isimlerin olduğu bir grup İspanyol sanatçının, Gazze‘ye yönelik saldırılarından dolayı  İsrail’i “soykırım” yapmakla suçlayan manifestosu üzerine ünlü Amerikan televizyonu  Fox‘ta haftanın salağı olarak nitelendirilmişlerdi.

Ne için??

İsrail’i kınadıkları için…

Onların bu zulmü kınaması başlı başına bir erdem olmasına erdem de, benim aklımı bizim ülkemizdeki sanatçı tiplemelerinin sessizliği karıştırıyordu. Sahi bu ve benzeri olaylarda neden onların sesini duyamıyorduk?!
Mahalle baskısı mı dersiniz?
Yok artık canım siz de…

Aklımda bu sorular ve daha onlarcası durakoysun ben kardeşlerime sesleniyorum. Bizleri affedin; diyecek kelimemiz de yok, bakacak yüzümüz de.

BİZLERİ  AFFEDİN.

Güzel adamlarımızdan Nuri Pakdil’e kulak verin.
“Yürü kardeşim,
Ayaklarına bir Kudüs gücü gelsin”

Amin!

Not:
Bu yazıyı 2015’in ilk aylarında yazmıştım sevgili okur. 2017’yi yarılamaya az kaldığımız şu günlerde bir şeylerin pek de değişmediğini gözler önüne sermek için, yazı içindeki 2014-2015’li rakamları 2016-2017 ile değiştirdim ve yazımı buraya kadar okuma sabrını gösterenler (ki onlara teşekkürü bir borç bilirim) şu ana kadar hiçbir şey fark etmedi…
Sahi Filistin yerine Suriye, Gazze yerine Halep yazsak da kimse fark etmeyecekti ya bizlere de yazıklar olsun.
Evet gözlerimizi açalım, farkına varalım artık seneler geçiyor, zulüm her geçen gün artıyor ve bizler dirilişten bir haber, patinaj çekmekten kendimizi alamıyoruz. Gelin hep birlikte kendimize şu soruyu soralım:
İçinde bulunduğumuz vicdan uyuşukluğu bizlere, “Türkiye’nin Türkiye’den büyük olduğu!” gerçeğini unutturup, dünya mazlumlarına reva görülen zulmü kanıksamamıza mı yol açıyor?

Eyvallah!
 
Mehmet Akif BIYIKLI

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here